Ana içeriğe atla

Şuan Çok Popüler

Yüksek Etkileşimli

Yazarların Gözdesi

Sessizlikle Gelen Farkındalık: Doğada Meditasyonun Gücü

Şu an her neredeysen, bir anlığına dur ve etrafını dinle. Muhtemelen duyduğun şey saf bir sessizlik değil. Buzdolabının motorunun mırıltısı, sokaktan geçen aceleci bir arabanın lastik sesi, bilgisayarının fanının hafif uğultusu, belki yan komşudan gelen boğuk bir televizyon sesi ya da telefonuna düşen o ısrarcı bildirimlerin "bip"lemesi... Şehir hayatı, asla susmayan devasa bir makine gibidir. Biz de bu makinenin dişlileri arasında yaşarken, sessizliğin neye benzediğini, hatta nasıl "duyulduğunu" unuttuk.

Tam da bu yüzden “doğada meditasyon” (mindfulness) son yıllarda bu kadar konuşuluyor. Çünkü doğa, stres seviyesini düşürmeye, zihni toparlamaya ve dikkat dağınıklığını azaltmaya yardımcı olabilen en erişilebilir alanlardan biri.

Beynini tıpkı bilgisayarındaki bir internet tarayıcısı gibi hayal etmeni istiyorum. Sabah uyanıyorsun ve ilk sekmeyi açıyorsun: "İşe git." Ardından sırasıyla diğerleri geliyor: "faturaları öde", "akşama ne yemek var?", "e-postayı cevapla", "trafik neden bu kadar sıkışık?", "gelecek ay tatil planı"... Günün ortasına geldiğinde arka planda yüzlerce sekme açık kalıyor. Hepsi aynı anda çalışıyor, hepsi işlemci gücünden yiyor ve hepsi "beni gör" diye bağırıyor.

İşte şehirdeki o "yorgunluk" hissi, fiziksel bir aktiviteden değil; bu sekmelerin hiç kapanmamasından kaynaklanıyor. Sistem ısınıyor, fanlar son hız dönüyor ama biz kapatma tuşuna basmaya korkuyoruz. Çünkü durursak, geride kalacağımızı sanıyoruz.

Oysa bazen "kafamı dinlemek istiyorum" dediğinde, aslında kastettiğin şey perdeleri çekip karanlık bir odaya kapanmak değildir. Zihnindeki o kalabalık trafikten, modern hayatın o acımasız hızından ve sürekli bir şeyler yetiştirme telaşından kaçıp; daha ilkel, daha köklü, daha yavaş ve daha şefkatli bir ritme, yani doğaya dönmektir. Doğada meditasyon tam olarak bunu sağlar: daha yavaş bir ritim, daha az uyaran ve daha fazla “şimdi”. Çünkü doğa, seninle konuşur ama asla sözünü kesmez, seni dinler ama asla yargılamaz, sana öğretir ama asla ders vermeye çalışmaz. Gel, bu hafta sonu telefonunu uçak moduna alıp doğanın o şifalı sessizliğine sığınmanın bilimsel, biyolojik ve ruhsal gücüne, biraz daha derinlemesine, kelimelerin ve yaprakların arasından süzülerek bakalım.

Bu yazıda doğada meditasyonun faydalarını (stres azaltma, odaklanma, zihinsel yenilenme) ve uygulaması kolay bir 5 duyu egzersizini bulacaksın.

Beynindeki "Yenile" Tuşu: Dikkatini Nasıl Onarırsın?

Hiç ormanda yürürken, denizin o sonsuz maviliğine bakarken ya da bir dağın zirvesinden aşağıyı izlerken omuzlarının kendiliğinden düştüğünü, günlerdir sıktığını fark etmediğin çeneni gevşettiğini ve nefesinin göğsünden karnına doğru derinleştiğini hissettin mi? Bu yaşadığın şey sadece "temiz hava" almanın yarattığı basit bir fiziksel rahatlama değil, beyninin verdiği çok güçlü, ölçülebilir ve hayati bir nörolojik tepkidir.

Şehir hayatında ve iş dünyasında sürekli maruz kaldığımız bir dikkat türü vardır: yönlendirilmiş dikkat. Trafik ışığına bakmak, karmaşık Excel tablosunu incelemek, tehlikeden kaçınmak, karşıdan gelen kişinin mimiklerini okumak... Bunların hepsi, beynimizin karar verme, planlama ve dürtü kontrolü merkezi olan prefrontal korteksi kullanır. Ancak bu merkezin bir pili vardır ve gün içinde hızla tükenir.

Bu pil bittiğinde ne mi olur? Yönlendirilmiş dikkat yorgunluğu başlar. Tahammülsüzleşirsin, unutkanlaşırsın, en ufak bir sese sinirlenirsin ve karar vermekte zorlanırsın. İşte tam bu noktada, bilim insanları Stephen ve Rachel Kaplan’ın geliştirdiği "Dikkat Yenileme Teorisi" devreye girer. Bu teoriye göre doğa, beynin yorgun mekanizmasını onaran tek yerdir. Çünkü doğadayken beynin "yumuşak büyülenme" denilen mucizevi bir moda geçer. Bir ağacın rüzgârda, nazikçe sallanmasını, bulutların gökyüzündeki o yavaş ve şekilsiz dansını, yaprakların üzerindeki damarların oluşturduğu fraktal desenleri veya bir şelalenin akışını izlerken dikkatin dağılmaz. Aksine, çabasızca o ana odaklanır. Bu "çabasız dikkat" anlarında, beyninin ön lobu mola verir. O sürekli çalışan soğutma fanları susar, işlemci soğur ve beyin kendini onarmaya başlar. Yani bir ağaca 10 dakika boyunca bakmak, aslında zaman kaybı değil; beynine atılmış en güçlü, en verimli formattır. O bakış, zihinsel pilini şarj eden kablodur.

Shinrin-yoku: Orman Banyosu ile Biyolojik Reset

Japonların "Shinrin-yoku" yani "orman banyosu" dediği kavram, batı dünyasının sandığı gibi sadece parkta yapılan basit bir yürüyüşten çok daha fazlasıdır. Bu bilinçli, kasıtlı ve bütünsel bir duyu deneyimidir. Ormanın kokusunu içine çekmek, toprağın dokusunu hissetmek, rüzgârı teninde duymak ve yeşilin tonlarını izlemek... Bu pratik, vücudunda zincirleme bir biyolojik reaksiyon başlatır ve artık modern koruyucu tıbbın reçetelerine girmektedir.

Japonya'da Nippon Tıp Okulu tarafından Orman banyosu faydaları üzerine yapılan kapsamlı araştırmalar, ormanda geçirilen sadece 20 dakikanın bile tükürükteki kortizol (stres hormonu) seviyesini %13 ila %16 oranında düşürdüğünü, tansiyonu dengelediğini ve sempatik sinir sistemi aktivitesini (savaş ya da kaç modu) yavaşlattığını gösteriyor. Ancak asıl büyü, gözle görülmeyen mikroskobik dünyada gizlidir. Ağaçların (özellikle çam, sedir, ladin gibi ağaçların) kendilerini böceklerden ve mantarlardan korumak için gövdelerinden ve yapraklarından salgıladığı "fitonsit" adı verilen uçucu yağlar vardır. Biz ormanda nefes aldığımızda bu fitonsitleri ciğerlerimize çekeriz. Bu moleküller, bizim bağışıklık sistemimizdeki "doğal katil" hücrelerini artırır ve aktive eder. Bu hücreler, vücuttaki tümör oluşumlarına, kanserli hücrelere ve virüslere karşı savaşan öncü özel harekât birlikleridir. Yani doğada meditasyon yapmak veya sadece sessizce yürümek, ruhuna iyi gelen mistik bir eylem olmanın çok ötesindedir; doğrudan bağışıklık sistemini güçlendiren, seni hastalıklara karşı koruyan biyolojik bir kalkandır. Doğada aldığın her nefes, aslında bir ilaçtır.

Yalnızlık Değil, Tek Başınalık 

Doğada tek başına kaldığında hissettiğin o ilk duygu bazen ürkütücü olabilir. Şehir insanı sessizlikten korkar, çünkü sessizlikte kendi iç sesini duymaya başlar. Ancak doğada deneyimlediğin şey, o korkutucu yalnızlık değil; tek başınalık hâlidir. İngilizcede bu iki kavram arasında muazzam bir fark vardır. Yalnızlık; bir yoksunluk, dışlanmışlık, terk edilmişlik ve eksiklik hissidir. Kalabalıklar içinde bile yalnız hissedebilirsin. Tek başınalık ise bir tamamlanmışlık, tercih edilmişlik, kendi kendine yetebilme ve özgürlük hâlidir.

Şehirde, sürekli başkalarının senin hakkında ne düşündüğüyle, sosyal medyadaki beğenilerle, iş yerindeki performansınla, kıyafetinin markasıyla veya saçının şekliyle meşgulsün. Sürekli bir "sosyal maske" takmak veya "rol" yapmak zorundasın. İyi çalışan, iyi eş, iyi evlat, iyi arkadaş... Ancak bir dağın eteğinde, bir nehir kenarında veya bir parkın en sessiz köşesinde kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değilsin. Ulu bir çınar ağacı senin kariyerinle, banka hesabındaki rakamlarla, geçmişteki hatalarınla, medeni durumunla veya takipçi sayınla ilgilenmez. O sadece oradadır ve senin de sadece orada olmanı kabul eder. Bu yargısız alan, kendi iç sesini duyman için dünyadaki en akustik stüdyodur. O an duyduğun sessizlik boş bir çukuru andırmaz; aslında uzun zamandır gürültüden duyamadığın kendi cevaplarınla, kendi arzularınla ve kendi doğrularınla doludur. Doğada maskeni çıkarırsın ve altından "sen" çıkarsın.

Pratik Bir Başlangıç: "Duyu Çapası" Egzersizi

Belki şimdi içinden şöyle geçiriyorsun: "Bunlar çok güzel ama ben bağdaş kurup saatlerce duramam, zihnim susmuyor, daha çok geriliyorum." Endişelenme. Doğada meditasyon yapmak için turuncu kıyafetler giymiş bir zen keşişi olmana veya karmaşık mantralar ezberlemene gerek yok. Hatta gözlerini kapatman bile gerekmez. İşte sana bu hafta sonu uygulayabileceğin, seni geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin kaygılarından koparıp, olman gereken tek yere, yani "şimdi"ye sabitleyecek basit ama mucizevi etkili bir 5 duyu meditasyonu:

  1. Gör (Görme Duyusu): En yakın parka, koruya veya ormana git. Telefonunu çantanın en derin ve ulaşılmaz gözüne at (veya arabada bırak). Sadece etrafına bak ama "bakmak" ile "görmek" arasındaki farkı hatırla. Gözüne çarpan 5 farklı yeşil tonunu ayırt etmeye çalış. Çam yeşili, yosun yeşili, taze yaprak yeşili... Ağaç kabuklarındaki o derin yarıkları, desenleri veya yaprakların üzerindeki ışık oyunlarını incele. Detaylardaki mucizeyi fark etmek, beynini "analiz modundan" "seyir moduna" alır.
  2. Duy (İşitme Duyusu): Olduğun yerde dur veya bir banka otur. Gözlerini kapatabilirsin. Şehrin o uzak uğultusunun arkasındaki ince, doğal ses katmanlarını bir dedektif gibi yakalamaya çalış. En uzaktaki sesi (belki kilometrelerce ötedeki bir kuş, rüzgarın tepelerdeki uğultusu) ve en yakındaki sesi (kendi nefesin, kalp atışın, ayaklarının altındaki kuru yaprakların çıtırtısı) duy. Sesleri yargılama ("bu ses gürültülü" deme), sadece duy.
  3. Dokun (Dokunma Duyusu): Doğayla fiziksel temas kur. Bir ağacın o pürüzlü, yaşanmışlık dolu gövdesine avuç içini yasla. Yerdeki yumuşak yosunlara, sert bir taşa veya serin çimlere dokun. Dokusunu parmak uçlarında hisset. Bu fiziksel temas seni topraklayacak, vücudundaki statik elektriği alacak ve "kafandan çıkıp bedenine dönmeni" sağlayacaktır.
  4. Kokla (Koku Duyusu): Çok derin bir nefes al. Havadaki o nemli toprak kokusunu, çürümüş yaprakların o mayhoş kokusunu, çam ağaçlarının reçinesini veya yağmur sonrası gelen o taze kokuyu (buna petrikor denir) içine çek. Koku, beyindeki hafıza ve duygu merkezini (limbik sistem) doğrudan tetikleyen tek duyudur. Bu koku seni sakinleştirecek en hızlı yoldur. Dolayısıyla koku duyusu, duygu ve hafıza merkezleriyle güçlü bağ kurduğu için sakinleşmeye hızlı destek olabilir.
  5. Tat (Tat Duyusu): Eğer yanındaysa suyundan bir yudum al ve sadece o suyun serinliğine, boğazından aşağıya süzülüşüne odaklan veya sadece ağzını hafifçe aç ve ormanın o serin, taze havasının tadını damağında hisset.

Bu 5 duyu egzersizi, doğada meditasyonun en kolay başlangıç yöntemlerinden biri. 10 dakika bile yeter.

Doğa Dışarıda Değil, İçeridedir

Doğada geçirdiğin o sessiz anlar ve dinginlik hâli, ormandan çıktığında orada kalmaz, eve seninle birlikte gelir. Pazartesi sabahı trafikte sıkıştığında, metroda insan seli arasında kaldığında, patronunla gergin bir toplantı yaptığında veya evde işler sarpa sardığında o ormandaki dinginliği, o ağacın fırtınada bile sarsılmaz duruşunu hatırla. O sessiz güç, satın aldığın bir ürün değil, senin içinde, genlerinde ve ruhunda hep var olan bir kaynaktır.

Doğa, senin kaçtığın bir "tatil yeri" değil, asıl "evin"dir. Şehir ise sadece geçici bir konaklama yeridir. Üzerindeki tozları silkelemek, pasını atmak, fabrika ayarlarına dönmek ve içindeki kaynağa tekrar bağlanmak için bazen betonların arasından çıkıp toprağa basman ve gökyüzüne bakman yeterlidir.

Unutma, sen doğadan kopuk, plazalara hapsolmuş çaresiz bir şehir insanı değilsin. Sen doğanın bir parçasısın, toprağın ve suyun bir uzantısısın. Bazen eve dönmek, bazen sadece bir ağacın altına oturup hiçbir şey yapmadan öylece durmaktır.

Yararlanılan Kaynaklar

https://www.takingcharge.csh.umn.edu/how-does-nature-impact-our-wellbeing

  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
En Fazla 3 Tepki Verebilirsiniz

 

Kendinizi iyi hissettirecek kaliteli yaşam tavsiyeleri almak için kayıt olmak ister misiniz?

Kendinizi iyi hissettirecek kaliteli yaşam tavsiyeleri
almak için kayıt olmak ister misiniz?

Günümüzde ıslak mendiller, hızlı ve pratik bir temizlik aracı olarak sıklıkla tercih ediliyor.