Ana içeriğe atla

Şuan Çok Popüler

Yüksek Etkileşimli

Yazarların Gözdesi

Atıksız Bir Mutfak Mümkün mü? Çöpe Attıklarımıza Yeniden Bakmak

Buzdolabının kapısını açtın. En alttaki, genelde "sebzelik" denen ama çoğu zaman bir "sebze mezarlığına" dönüşen o derin çekmeceye doğru elini uzattın. Tam bir hafta önce büyük heveslerle, "Bu hafta artık kesin çok sağlıklı besleneceğim." motivasyonuyla aldığın ama paketini bile açmaya fırsat bulamadığın o poşete dokundun. Poşetin içindeki salatalıklar yumuşamış, maydanozlar sararıp kendini bırakmış, limonun üzerinde ise yeşil-beyaz tüylü bir medeniyet çoktan kurulmuş. O an içinde hissettiğin o tanıdık ve huzursuz edici duygu: suçluluk. Ancak bu, sadece o gıdayı ziyan ettiğin için duyulan bir suçluluk değil. O gıdaya harcadığın parayı, onu yetiştirmek için aylarını veren çiftçinin emeğini, tarladan markete gelirken harcanan suyu, yakıtı ve enerjiyi de aynı poşetle birlikte çöpe attığını hatırlatan bir suçluluk.

Çöp kutusunun kapağını açıp o poşeti içine atarken kendine yine o sözü verirsin: "Bir daha asla bu kadar çok şey almayacağım." Ancak bir sonraki alışverişinde, o rengarenk rafların ve "indirim" etiketlerinin büyüsüne kapılıp döngüyü yeniden başlatırsın.

Peki, bu kısır döngüyü kırmak gerçekten mümkün mü? "Atıksız mutfak" (zero waste kitchen) kavramı, sosyal medyada gördüğümüz, tüm çöpleri bir yıl boyunca küçücük bir cam kavanoza sığan o "mükemmel" insanların ütopik bir hayali mi, yoksa hepimizin kendi evinde uygulayabileceği gerçekçi, ekonomik ve sürdürülebilir bir yaşam pratiği mi?

Cevap verelim: Mümkün.

Yine de bu, bir gecede çöp kutunu evden atmak veya hayatını kökten değiştirmek demek değil. Küçük adımlarla başlayıp mutfaktaki o görünmez kayıpları azaltmak mümkün. Şimdi gel nerede gereksiz israf ettiğimize, neleri dönüştürebileceğimize ve hem vicdanı hem bütçeyi rahatlatacak pratiklere birlikte bakalım.

Sorunun Adını Koyalım: Neden Bu Kadar Çok Atıyoruz?

Önce durumu doğru teşhis etmek gerekiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünyada üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri çöpe gidiyor. Bu korkunç bir rakam. Ancak bu israfın büyük kısmı tarlada ya da markette değil, ne yazık ki bizim evlerimizde, bizim mutfaklarımızda gerçekleşiyor. Neden mi? Çünkü modern insan olarak gıda ile kurduğumuz kadim bağı kopardık. Eskiden ninelerimiz, bir domatesin yetişmesinin ne kadar emek, ne kadar su ve ne kadar zaman istediğini bildiği için kabuğunu bile ziyan etmeye kıyamazdı. Biz ise marketten topraksız, paketli, tertemiz, adeta fabrikadan çıkmış gibi duran ürünler alıyoruz ve onların arkasındaki o devasa emeği görmüyoruz.

Ayrıca "bolluk psikolojisi"nin tuzağına düşüyoruz. "Üç al, iki öde" kampanyaları, "XL boy ekonomik paket" etiketleri bizi aslında ihtiyacımızdan fazlasını almaya itiyor. Buzdolabımız tıka basa doluyken kendimizi güvende hissediyoruz. Oysa bu doluluk, yönetilemez bir kaosa dönüşüyor. Arkalarda kalan o yoğurt kasesi, öndeki tencerelerin arkasında unutuluyor, görünmez oluyor ve sessizce küflenmeye terk ediliyor.

Atıksız mutfak felsefesi, "hiç çöp çıkarmamak" gibi imkânsız bir mükemmeliyetçilik değildir. Amaç, daha az ve daha bilinçli tüketmektir. Çöp kutusuna giden her gıda, aslında yanlış yönetilmiş bir kaynaktır.

Savaş Market Arabasında Başlar: Önleme Sanatı

Mutfakta gıda israfını önlemenin ilk ve en önemli kuralı, o gıdayı mutfağa sokarken başlar. Eve giren her fazlalık, potansiyel bir çöptür. İşte market alışverişinde uygulayabileceğin filtreleme stratejileri:

  1. Liste yap ve sadık kal: Ne kadar klişe olsa da konu ile ilgili en etkili yöntem budur. Listesiz markete girmek, çok açken açık büfeye dalmak gibidir. Hafta içi ne pişireceğini kabaca planla ve sadece o malzemeleri al. Eğer listede yoksa, sepetine de koyma.
  2. "Çirkin" sebzeleri sev: Süpermarket estetiği bize yıllarca sadece pürüzsüz, mükemmel şekilli, parlayan meyve-sebzeleri almayı öğretti. Oysa yamuk bir havuç, üzerinde güneş lekesi olan bir elma veya salkımından kopmuş tek bir muz, besin değeri ve lezzet açısından o "manken" sebzelerden farksızdır. Üstelik çoğu zaman raflarda kalıp çöpe gidenler de onlardır. Onları özellikle seçerek israf zincirini kırabilirsin.
  3. Toptan alışveriş tuzağına dikkat: Beş kilo patates alıp yarısını çöpe atıyorsan, o alışveriş ekonomik değildir. Tüketebileceğin kadarını al. Gramla ya da taneyle almak ayıp değil; aksine modern insanın en büyük tasarrufudur. 
  4. Kendi kaplarınla git: Atıksız mutfak sadece gıda atığını değil, ambalaj atığını da kapsar. Bakliyat, kuruyemiş veya zeytin alırken kendi cam kavanozlarını veya bez torbalarını götürmek, ambalaj atığını baştan ortadan kaldırır.

"Çöp" Dediğin Şey Aslında Bir Malzemedir: Mutfak Simyacılığı

Şimdi işin en eğlenceli ve en yaratıcı kısmına geliyoruz: mutfak simyacılığına. Çöp kutusuna atmak üzere eline aldığın o parçalar aslında çöp değil, sadece doğru değerlendirilmek için bekleyen değerli yan ürünlerdir. Biraz farkındalıkla mutfak, küçük bir dönüşüm alanına dönüşebilir.

  • Sebze kabukları ve sapları (altın değerinde stok): Yemek yaparken havuçları soydun, soğan kabuklarını ayırdın, pırasanın yeşil uçlarını kestin, maydanozların saplarını ayıkladın… Sakın atma. Buzluğunda büyük bir "stok poşeti" (tercihen kilitli bir silikon poşet ya da saklama kabı) bulundur. Yemek yaparken çıkan bu temiz atıkları yıkayıp bu poşete ekle ve dondur. Poşet dolduğunda hepsini büyük bir tencereye al, üzerine su, tane karabiber ve defne yaprağı ekle. Bir saat kaynat, ardından süz. Elinde vitaminli, katkısız ve tamamen bedava bir sebze suyu olacak. Bunu çorbalarda, pilavlarda, makarnalarda rahatlıkla kullanabilirsin.
  • Bayat ekmekler: Ekmek, kültürümüzde kutsaldır ama istatistiklere göre en çok israf edilen gıdaların başında gelir. Bayat ekmekleri küp küp doğrayıp, zeytinyağı ve baharatla harmanlayarak fırınladığında çorbalar için harika krutonlar elde edebilirsin. Bir diğer seçenek de ekmekleri rondodan geçirip fırınlayarak galeta unu hâline getirip köftelerde kullanmak üzere kavanozlayabilirsin. Islatıp sıkarak yapılan papara veya tirit gibi geleneksel lezzetleri de unutmamak gerekir. Ekmek asla çöp değildir.
  • Meyve kabukları: Yediğin portakalın, limonun veya elmanın kabuklarını neden atıyorsun? Elma kabuklarını bir kavanoza koyup üzerine içme suyu ve biraz şeker ya da bal ekleyerek, karanlık bir yerde bekletip ev yapımı elma sirkesi kurabilirsin. Narenciye kabuklarını (portakal, limon, mandalina) bir kavanoza doldurup üzerine beyaz sirke dökerek iki hafta bekletip süzdüğünde ise kimyasal içermeyen, mis gibi kokan ve yağ çözücü özelliği olan doğal bir yüzey temizleyici elde edersin.
  • Yeşilliklerin sapları: Pancarın yaprakları, ıspanağın pembe kökleri, havucun yeşil püskülleri, brokolinin kalın gövdesi... Bunların hepsi yenilebilir ve sanıldığından çok daha lezzetlidir. Havuç yapraklarından ceviz ve zeytinyağı ile harika bir sos yapabilirsin. Pancar yapraklarını ıspanak gibikavurup üzerine yumurta kırabilirsin. Ispanak kökleri ise bir zeytinyağlı meze olabilir. Brokoli sapının dışındaki sert kabuğu soyup iç kısmını çorbalara ekleyebilirsin.

Saklama Bilgeliği: Gıdanın Ömrünü Uzatmak

Gıdaları doğru saklamak, ömürlerini ikiye hatta üçe katlayabilir. Çoğu zaman gıdalar gerçekten bozulduğu için değil, biz onları yanlış saklayıp bozulmalarına sebep olduğumuz için çöpe gider.

  • Yeşillikler: Maydanoz, dereotu, nane gibi yeşillikleri marketten gelir gelmez yıkayıp tamamen kurutmak en önemli adımdır (Sebze kurutucuları bu noktada gerçek bir kurtarıcıdır). Ardından altına kağıt havlu veya temiz bir bez serdiğin kapaklı bir kaba yerleştir. Bu yöntemle yaklaşık iki hafta boyunca ilk günkü tazeliğini koruyabilir. Unutma, yeşilliğin en büyük düşmanı nemdir. (İpucu: yeşilliklerini sardığın kağıt havluyu 2–3 günde bir değiştirmek daha da iyi sonuç verir.)
  • Patates ve soğan: Bu ikili yemeklerin en iyi arkadaşı olsa da saklama konusunda birbirlerinin en büyük düşmanıdır. Asla aynı sepette saklanmamalıdır. Soğanlar gaz salgılar ve bu gaz patateslerin hızla filizlenmesine ve çürümesine neden olur. Her ikisini de ayrı ayrı, serin ve karanlık bir ortamda muhafaza etmek en doğru yöntemdir.
  • "İlk giren ilk çıkar" (FIFO Kuralı): Restoranların kullandığı bu kuralı (First In, First Out) evine uyarlamak büyük fark yaratır. Yeni aldığın yoğurdu, dolaptaki eski yoğurdun önüne koymak yerine arkasına yerleştir. Önce eskisini tüket. Buzdolabında "Beni Önce Ye" rafı oluşturabilir ve son kullanma tarihi yaklaşan ürünleri buraya koyabilirsin. Böylece hem unutulmalarını önler hem de israfın önüne geçersin.

Döngüyü Tamamlamak: Topraktan Gelen Toprağa

Ne kadar dikkat edersen et, bazı organik atıklar (yumurta kabukları, çay posaları, bozulmuş sebzeler vb.) kaçınılmazdır. İşte tam bu noktada döngünün son adımı devreye girer: kompost.

"Apartmanda kompost mu olur, kokar o" diye düşünüyorsan dur. "Bokashi" adı verilen Japon yöntemiyle, hava geçirmeyen kovalar sayesinde mutfağında koku ya da sineğe neden olmadan organik atıklarını fermente edebilirsin. Çöp kutuna attığın o ıslak, kokan ve sızıntı yapan organik atıkları ayırdığında, geriye kalan çöpün (ambalajlar vb.) ne kadar azaldığını, kovanın günlerce dolmadığını ve hiç koku oluşmadığını fark edersin.

Bu sadece atık azaltmak değil, doğaya olan borcunu ödemektir. Atıksız mutfak bir varış noktası değil, bir yolculuktur. 

Bugün sadece bir adımla başla; belki poşet kullanmayı bırak, belki sebze suyu yap, belki çöpünü ayrıştır. Mükemmel olmaya çalışma, sadece biraz daha iyi olmaya çalış. 

Çünkü dünyanın atıksız yaşayan birkaç “mükemmel” insana değil; kusurlu da olsa çabasını sürdüren milyonlarca insana ihtiyacı var.

Yararlanılan Kaynaklar

 

  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
En Fazla 3 Tepki Verebilirsiniz

 

Kendinizi iyi hissettirecek kaliteli yaşam tavsiyeleri almak için kayıt olmak ister misiniz?

Kendinizi iyi hissettirecek kaliteli yaşam tavsiyeleri
almak için kayıt olmak ister misiniz?

Günümüzde ıslak mendiller, hızlı ve pratik bir temizlik aracı olarak sıklıkla tercih ediliyor.