Cigna Finan Hemen Bilgi Al

İstanbul’a Yakın Hafta Sonu Tatil Rotaları

YAŞA24 Haziran 2017

Havaların düzelmesiyle birlikte artık açık havada vakit geçirmek isteyenlerin sayısı arttı. Kısa süreli ya da günübirlik turlar için alternatif birçok lokasyon bulunuyor. İstanbul’un sıkıcı ve yoğun hayatından biraz olsun sıyrılmak isteyenlere 1 saatlik mesafede gidebilecekleri yolculuk önerileri bizden…

Ağva

İstanbul’a yalnızca 100 km uzaklıkta bulunan Ağva, İstanbul’un temposundan bir süre uzaklaşmak isteyen ziyaretçileri için koyları ve muhteşem doğası ile iyi bir seçim. Eskiden çoğunlukla bahar ve yaz aylarında İstanbullular içi sayfiye yeri sayılan Ağva, günümüzde kış aylarında da şehrin gürültüsünden kaçmak isteyenlerin tercihi. Kilim Koyu, Gelin Kayası, Saklı Göl, Ağva’da görülmesi gereken yerler.

ağva

Kandıra

Kandıra İstanbul’dan uzaklaşmak isteyenler için mükemmel bir seçenek. İstanbul’a 1.5 saat uzaklıkta yer alan Kocaeli’nin Kandıra ilçesi, çam ormanlarıyla çevrili doğası ile dikkat çekiyor. 1-2 günlüğüne ciğerlerini temiz havayla doldurmak, el değmemiş tabiatın tadını çıkarmak isteyen ziyaretçilerini bekleyen Kandıra’da Kefken Adası, Kerpe, Kumcağız, Bağırganlı gibi sahiller görülmesi gereken önemli noktalar.

kandıra

Kilyos

Sakin bir ortamda denizin ve doğanın tadını çıkarmak, plaj ve deniz keyfini sürmek, bir sahil köyünde yemek yemek ve dinlenmek istiyorsanız, İstanbul Sarıyer ilçesinin güzel beldesi Kilyos’u ziyaret edebilirsiniz. Eski adı Kumköy olan ve Sarıyer’in Karadeniz sahil şeridinde bulunan bu sayfiye köyü, restoranları, çay bahçeleri, piknik yerleri ve Kilyos yolu üzerindeki kır lokantaları ile özellikle yaz aylarında yüz binlerce insana hizmet vermektedir. Cenevizlilerin yaptırdığı ve Sultan II. Mahmut’un restore ettirdiği Kilyos Kalesi de görülmeye değer.

kilyos

Kıyıköy

Kırklareli’nin Vize ilçesine bağlı Kıyıköy, özellikle günübirlik geziler ve hafta sonu kaçamakları için eşsiz bir rota. Şirin bir balıkçı köyü olan Kıyıköy’de konaklamak isteyenler için birçok pansiyon mevcut. Etrafı ormanlarla çevrili olan bu şirin kasabanın içinde ayrıca dünyanın en eski taş oyma manastırlarından Aya Nikola Manastırı da bulunuyor. Kasabada, ahşaptan ve taştan yapılmış Rum evleri de kesinlikle görülmeye değer.

kıyıköy

Maşukiye

Kocaeli iline bağlı olan Maşukiye, İstanbul’a 129 km, Kocaeli il merkezine 36 km, Kartepe’ye ve Sapanca Gölü’ne ise 13 km uzaklıkta bulunmaktadır. Sakarya ile sınır olan belde, hem Sapanca Gölü’nün kıyısında hem de Kartepe’nin eteklerinde yer alır. Piknik keyfi yapabileceğiniz Kirazlı Yaylası, alabalık yiyebileceğiniz Alabalık Vadisi, Kartepe ormanları ve Kuzu Yaylası ile Maşukiye’ye yakın olan bir diğer nokta Sapanca Gölü mutlaka görülmesi gereken yerler.

maşukiye

Riva

İstanbul’un Beykoz ilçesine bağlı olan ve ismini Rumca’dan su kenarındaki yerleşim bölgesi manasındaki kelimeden alan Riva, özellikle bahar ve yaz aylarında İstanbulluların önemli uğrak alanları arasında yer alıyor. Denizi, kumsalı ve keyif dolu manzarasıyla dikkat çeken Riva’da birçok plaj, lüks otel, pansiyon, kamp ve mesire yeri bulunuyor. Riva’yı ziyaret ettiğinizde Riva Deresi’nde tekne kiralayarak tekne turu da yapabilirsiniz.

riva

Poyrazköy

Coğrafi olarak Karadeniz ve Marmara’nın kesiştiği son nokta olan Poyrazköy, İstanbul’a 45 km, Beykoz ilçesine ise 13 km uzaklıkta bulunuyor. Kalabalıktan uzak ve sakin bir ortamda dinlenmek isteyenler için ideal bir ortam sunan Poyrazköy, rengarenk takaları, limanı ve balık lokantaları ile dikkat çekiyor. Poyrazköy'e gelirken yol üzerinde uğranabilecek Yoros Kalesi, mahallede bulunan Poyraz Kalesi ve Kadınlar Plajı görülmesi gereken noktalar arasında yer alıyor.

poyrazköy

Şile

Kocaeli Yarımadasının Karadeniz kıyısında yer alan ilçenin, doğusunda Kandıra, güneyinde Gebze, batısında Beykoz ve Çekmeköy, kuzeyinde ise Karadeniz bulunmaktadır. Denizi ve tarihi değerleriyle özellikle yaz aylarında hafta sonu kaçamaklarının gözdelerinden olan Şile’de, Türkiye'nin en büyük, dünyanın da ikinci büyük feneri olan Şile Feneri ile Heciz Kalesi, Şile Kalesi, Yeşilvadi, Değirmençayırı Şelalesi, Hacıllı Şelalesi ve Ağlayan Kaya görülmesi gereken yerler.

Garipçe Köyü

Hafta sonunu İstanbul'un içinde ama İstanbul'un trafik ve gürültüsünden uzak bir balıkçı köyünde geçirmek isteyenler için ideal bir mekan olan Garipçe Köyü, Sarıyer’e 10 km uzaklıktadır. Rumelikavağı ile Rumelifeneri’nin arasında bulunan küçük ve şirin köyde, bir bakkal, bir kahve ve üç restoran bulunuyor.

garipçe köyü

Avşa Adası

Özellikle İstanbul ve çevresindeki illerden yoğun turist çeken Avşa Adası, Marmara Adası’nın güneyinde bulunuyor. Avşa Adası’nın diğer adı “Türkeli” adası. Gerek eğlenmek ve gerekse dinlenmek için imkanları bulunan Avşa Adası'na yaz sezonunda İstanbul’dan her gün 2 ya da 3 deniz otobüsü ve İDO'ya ait gemi tarifeli sefer yapılmaktadır. Avşa Adası'nda oldukça fazla koy bulunmaktadır. Çınar, Kumtur, Mavikoy, Tavşanlı, İncirli, Kumburnu, Beyazsaray, Altınkum ve Yiğitler, adanın belli başlı koyları arasında yer almaktadır.

 

YORUM YAP

CAPTCHA
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
YAŞA 25 Eylül 2017

İnsan kaç yaşında hangi meslek grubundan ve hangi cinsiyetten olursa olsun başarılı olmayı ister. Küçük bir çocuğu ele alın; legoları birleştirip kale yapmaya çalışıyor. Başarısız olup kale yıkıldığında tekrar deniyor, tekrar deniyor. Birkaç başarısız denemeden sonra başarıya ulaştığında gözlerindeki mutluluğu ve gururu farketmemek mümkün değil; birkaç saniye sonra tekrar yıkılacak olsa bile. Başarısız olduğunda ise genelde kızar, üzülür ve kendisine güvenini kaybedip legoları fırlatıp köşesine çekilebilir. Çünkü başarısız olmuştur. Yapmaya çalıştığımız şey ister üzümlü kek olsun, ister bilimsel bir proje, başarısız olmayı kolaylıkla kabullenen ve ziyanı yok diyen insan sayısı çok azdır. Başarılı olmak tatmin olmaktan çok daha fazlasıdır. Başarılı olmak para kazanmaktır, çevre edinmektir, saygı görmektir. Ve başarılı olmak her şeyden önce mutlu olmaktır ya da en azından öyle hissetmektir. 

Peki başarılı olmak için ne gerekiyor? Mükemmel genler, yüksek bir IQ ya da iyi ödeme almış bir yaşam koçu mu? Aslında soruya başarı nedir diye başlasak daha doğru olur. Örneğin iyi bir işe sahip olup istediği zaman bir tıkla uçak bileti alıp Karayip Adalarına seyahat edebilecek bir kişi başarılı olmuş mudur? Hayattan beklentisi buysa eğer başka ne söylenebilir ki... Peki insan kendisini aşırı yıpratmadan, tonlarca ağırlığın altında ezilmeden ve 7/24 çalışmak zorunda kalmadan başarılı olabilecek donanıma sahip değil midir? 


Muazzam kapasiteyle ve binlerce farklı yeteneklerle donatılmış eşsiz varlık olan insan hayatta başarılı olmak ve keyif almak için yaratılmış adeta. Hiçbir insan var mıdır ki bütün duyuları doğuştan eksik olsun. Bir kivinin tadını, bir gülün kokusunu alamasın; rüzgarı teninde hissedemesin, konuşamasın ve bir kuşun cıvıltısını duyamasın. Aynı zamanda yürüyemesin ve konuşulanları anlayamasın. Bütün bu eksiklikler ve daha fazlasının bir insanda toplandığına tanık oldunuz mu? Zaman zaman dil öğrenme yeteneğimizin olmadığından, gitar çalamamaktan veya güzel yemek yapamamaktan şikayetçi oluruz. Bunların saydıklarım içinde son derece önemsiz yetersizlikler olduğu aşikardır. İnsan eksikliklerini bilirse başka alanlara yönelip başarılı olabileceği meslekleri seçebilir. Yani eksiklikler bile insanın hayatını yönlendirmesinde tabela görevi görebilir. Kısaca bize bir yol ayrımında sağdan mı yoksa soldan mı gideceğimizi bir göz kırpışıyla anlatabilir. Kendimizi tanımamızı sağlayabilir.

Hayatta başarıya erişmek o kadar da zor değilken neden bir çoğumuz kendimizi yolda uzun molalar vermiş, sorunlarla uğraşmaktan bitap düşmüş ve sonuçta hedeflerimize ulaşamamış halde bulabiliyoruz . Belki de bunun için uğraşıyoruz da ondandır. Başarısız olmak için gereken yolları teker teker deneyip -eğer bütün bunlar bizde hala önemli bir tahribata yol açmadılarsa- Edison misali 99 yanlış yöntemden sonra 100. denemede başarıya ulaşabilir miyiz acaba? Bu biraz abartı olmadı mı? O kadar da yanlış yapar mıyız ki?
Hayatta başarısız olmanın altın kuralları nelerdir peki?

1. Kendinden Bihaber Olmak

Yeteneklerini farketmemek için yoğun bir çaba sarfederek kendisini gündüz kadın programlarına verenler, günde birkaç saatini yeme içmeye harcayıp, geri kalanını bilgisayar oyunları oynayarak geçirenler, hobilerini kitap okumak ve müzik dinlemek olarak ifade edenler başarısız olmanın birinci altın kuralını harfi harfine uygulamaktan geri kalmayanlardır. Birçok ailenin bu konuda çocuklarına ne kadar yardımcı olduğu da aşikardır. Bir ailenin 3 çocuğunun 3’ünden de matematik dersinden iyi bir performans beklemesi ve evlatlarının ille de doktor ya da mühendis olmalarını umması çocukların zihninde küçük yaşlardan itibaren belirli mesleklerle uğraşmanın hayatta başarılı olmak için yeterli olduğu algısı uyandırmaz mı? Başarılı olmak doktor olmak mıdır? Ya çocuğunuzun büyük bir çizim yeteneği varsa ve ileride bir botanikçi olup bitki çizimleri yapabilecekse? Çocuklarınızın yeteneklerini fark etmek için onlara nelerden hoşlanırsın diye sormanız bazen doğru sonuç vermeyebilir. Böyle bir soru karşısında erkek çocuklarının büyük bir kısmından futbol, kız çocuklarından ise resim veya müzik cevabı almanız çok doğal olurdu. Zaten kendini tanıma meselesi de bu kadar kolay olsaydı başarısızlığın birinci altın kuralı olamazdı. Kendini tanımak pop müzik dinlemekten veya basketbol oynayabildiğini keşfetmekten daha fazlasıdır. Bu yazıyı okuyanların “ama ailem benim yeteneklerimi hiç fark etmedi” dediklerini duyar gibiyim. Bu da ikinci altın kuralı bize gümüş tepside sunuyor: Başkalarını suçlamak.

2.Başkalarını Suçlamak

İyi bir eğitim alamadım ki, sermayem olmadı ki veya bana hiç fırsat verilmedi ki diyenler burada mı? Siz de en az birinci altın kuralı uygulayanlar kadar doğru yolda ilerliyorsunuz. Başkalarını suçlayıp yaptıklarından ve kendisinin yol açtığı durumlardan sıyrılmak en kolay kaçış yoludur. Bunu ben yapmadım ailemin yüzünden, patronum yüzünden, eşim yüzünden… Bu cümlelerden en az birini hayatı boyunca kurmamış olan yoktur. Başkalarını suçlamak en kolay kaçış yoludur. Peki hayatımız tamamen bizim kontrolümüzde midir? Kesinlikle değildir. Zaten bütün bir yazı boyunca söylediğim de buydu. Her şeyi biz kontrol edemeyiz tabii ki. Yaşadığımız yeri biz seçmedik ki... Ama insan küçük bir kasabada doğmuş bile olsa hayatında tek bir dönüm noktasında bile o kasabadan çıkmış olsa bütün bir hayatını değiştirmiş olur. Ve hayatının geri kalanını ailesini ve yaşadığı şehri suçlayarak geçirmek yerine “bu benim kararımdı, Allah yardım etti ve işte şimdi bulunduğum yerdeyim” diyebilir. Hayatta bazen risk almak gerekir.
Hayatımızda bizi başarıya ulaştıracak tabelalar var, uyarılar var demiştim. Farklı farklı yollar var. Bu yollar çoğu zaman iç içe geçmiş durumdadır. Yani çok da bariz bir şekilde doğru yol “ben buradayım, ben buradayım“ demiyor. Doğru karar flaş çakıp bize doğru gelmiyor. Çoğu zaman iki değil, belki bin tane seçenek vardır hayatta.

3. Kendini suçlamak ve suçluluk duymak

Gözlemlerime dayanarak insanları ikiye ayırıyorum: Başkalarını suçlayanlar ve kendilerini suçlayanlar. Genelde başkalarını suçlayanlar işin kolayına kaçan taraf olup, kendilerini suçlayanlara göre toplumda daha az kabül görürler. Hatta kendilerini suçlayanlar alkışlanırlar çoğu zaman. Fakat bu bazı zamanlar çok tehlikeli olabilir. Bir insandan bir kazık yediğinizde kendinizi suçlamayın. Kendinizi aşağıya çekmeyin. Kötü bir hareketle karşılaştığınızda, eğer “bu benim hatamdı” derseniz, o insan o harekete devam edecek ve üzerinize daha fazla gelecektir. Bu durumda siz iyi insan olmazsınız, ancak ve ancak saf insan olursunuz. Bunu unutmayın ve nerede dur diyeceğinize iyi karar verin. Suçluluk duygusu bazen gereklidir ama aşırısı insanın hareket kabiliyetine engel olur. Her insan hata yapar. Başkalarının hatalarını küçük görüp kendi hatalarınızı göklere çıkarırsanız zaten o andan sonra sağlıklı kararlar alıp hayatınıza devam edemezsiniz. 

Bir yolculuk sonuçta hayat. Bazen iner bazen çıkarız. Herkes gibi biz de hata yaparız. Bazen çevremize çok yükleniriz. Bazen de en çok kendimizi suçlarız, hak etmesek de. Ama bazı fırsatları kaçırsak da toparlanmak ve yolu birazcık uzatıp hedeflerimize ulaşmak bizim elimizde. Hayatta başarısız olmak bir sanattır. Fazla sanatçı ruhlu olmasak da olur.