Bu Yolculuk Hayatımı Her Anlamda Değiştirdi

Buradasınız

Yaşa 31 Ekim 2016

Jason Goodwin’i ve Osmanlı İstanbul’unda geçen best-seller polisiye romanlarını daha önce duymuş olabilirsiniz. II. Mahmut döneminde geçen ve hadım dedektif Yaşim’in maceralarını anlatan serinin ilk romanı olan Yeniçeri Ağacı, geçen ay Türkiye’de de kitapçılarda yerini almış, beğeniyle karşılanmıştı. Ama biz size bu kez İngiliz yazarın farklı bir hikayesinden, hayatını neredeyse tamamen değiştiren bir yolculuktan bahsedeceğiz.

İyihisset: Polonya’dan İstanbul’a yürüdüğünüz ilginç bir yolculuk hikayeniz var. Bu yürüyüşünüzün amacı neydi? Nasıl planladınız?

Jason Goodwin: 1990 yılıydı. Gençtim ve kırsal bölgelerde bir gezgin gibi dolaşmak, samanlıklarda uyumak gibi romantik bir hayalim vardı. Doğu Avrupa’daki komünist rejim henüz çökmüştü ve uzun bir aradan sonra bu bölgeye artık seyahat etmek mümkündü. Çünkü benim gençliğimde Doğu Avrupa’da yasak bölgeler vardı. O dönemde, o bölgeye ait doğru haritaları bulmak pek kolay değildi. Yürüyüş botlarımızı ve Polonya’ya giden gemi biletlerimizi aldık ve yola koyulduk.

İstanbul’da sonuçlanan bu seyahat hayatınızın dönüm noktalarından biri olmuş. Son durağınız olan bu şehre aşık olup, üzerine kitaplar yazmışsınız. Bu yolculuk hayatınızı nasıl değiştirdi?

Bu yolculuk her anlamda hayatımı değiştirdi. Ve bunlar olumlu değişimlerdi. Biri kız, diğeri erkek olmak üzere iki arkadaşımla birlikte yolculuğa çıkmıştık. Erkek olan yolculuğun yarısında vazgeçti, diğeri ise ilerleyen zamanda eşim oldu.

Bu yolculuk bizi Avrupa’nın pek de iyi bilmediğimiz bir bölgesine götürdü. Osmanlılar hakkında biraz bilgi sahibiydim ama bu bölgede nasıl bir etkisi olduğunu bilmiyordum. Macaristan’a vardığımızda İstanbul’dan ve Bizans İmparatorluğu’ndan da izler gördük. Bu izler kahve ve kumaş gibi küçük şeylerde olduğu gibi mimari gibi büyük yapılarda da vardı. Ve böylece fark ettim ki; bir yerin tarihini öğrenmeden orayı gerçekten anlamak mümkün değildi. Bunun sonucunda Lords of Horizons isimli bir tarih kitabı ve ardından en sevdiğim şehir olan İstanbul’da geçen bir polisiye kitap serisi yazdım.

90’lı yıllarda yürüyerek Doğu Avrupa’da dolaşmak nasıldı? Geceleri nerelerde kaldınız? Nasıl insanlarla karşılaştınız?

Yolculuğun hafızamda hala canlı olarak kalmış çok güzel kısımları oldu. Özellikle Güney Polonya’da ve Transilvanya’nın hemen hemen her yerinde zaman sanki 200 yıl önce durmuştu. Yolumuzu bulmak için ormanlık yolda patikalar içinde yürüdük. Otomobil yolu olan yerler de vardı tabii ki ama çok çok az otomobil geçiyordu. Yanımızda bir çadır dahi olmadan altı ay boyunca yürüdük. Gittiğimiz köylerde rastgele bir evin kapsını çalıp, orada kalıp kalamayacağımızı soruyorduk. Türkiye’ye varmadan önce beş ülkeden geçtik: Polonya, Slovakya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan. Her akşam başka bir evde kaldık. Kimse bizi reddetmedi. Bazı akşamlar ineklerle birlikte ahırda da kaldığımız oldu. Bazı akşamlar ise bize sofralar donatan ve hiçbir ödeme kabul etmeyen cömert köylülerin evinde konakladık. Her yerde gördüğümüz bu kibarlık bizim için çok şaşırtıcıydı.

Kendinizi güvende hissettiniz mi?

En büyük endişemiz, bir çoban köpeğinin saldırısına uğramaktı. 

Bu yolculuğun en şaşırtıcı yanı neydi sizin için?

Bir yandan insanlar çok cömert davranırken ve güven verirken, diğer yandan bizi başkalarına karşı sürekli uyarıyorlardı. Anlayacağınız bulundukları bölgede herkes iyi ve güvenilir ama karşı tepedekiler ya da bir sonraki yerleşim alanı katillerle ve hırsızlarla doluydu. Yani öyle yansıtıyorlardı tabii. Başta bu tembihlerden rahatsız olsak da bunun aslında yerleşmiş bir toplumsal davranış olduğunu fark edince rahatladık.

Son durağınız olan İstanbul’a gelmeden önce nasıl şehirle karşılaşacağınızı düşünüyordunuz?

İstanbul hep hayalini kurduğum bir şehirdi. Cambridge Üniversitesi’nde Bizans Tarihi eğitimi aldım, bu sırada çok sayıda fotoğraf gördüm ve bu şehri İrlandalı şair WB Yeats’in gözünden hayal ettim. Haliyle oldukça romantik bir İstanbul görüntüsü vardı bende. Kubbeler, minareler, deniz, selvi ağaçları… Sonunda şehre varmayı başardığımda da hiçbir hayal kırıklığı yaşamadım. Her şey gerçekten hayalimdeki gibiydi.

Seyahatiniz sonrası bir kitap kaleme aldınız. Bu seyahati tekrar yapmayı ve yazmayı düşündünüz mü hiç?

Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz. Yapmaya kalksam bile tehlikeli bir deneyim olurdu. Çünkü çok şey değişti, bizler de değiştik. Şehirleşmemiş Avrupa’nın yok olmadan önceki halini gören son insanlardan biri olduğumu düşünmek istiyorum. Bu bahsettiğim küçük alanlarda kendine yetecek üretimi yapabilen nüfusa sahip, kırsal hayata dair gerçekten çok az şey biliyoruz. Öyle ki; bu dünyayı artık sadece televizyonda ya da sinemada görebilir duruma geldik.

Aile büyükleriniz de farklı kültürleri seviyor olmalı. Büyükannenizden biri Çin’de, diğeriyse Hindistan’da yaşamış ve siz de yıllar sonra bu ülkelerle ilgili bir gezi kitabı yazmışsınız. Bu yolculukta onların izinden mi gittiniz?
Aynen öyle. Annem ve babam ben küçükken ayrıldığında, yetiştirilmemde iki büyükannemin de çok emeği geçti. Biri hayatının büyük bir kısmını Çin’de geçirirken, diğeri de Hindistan’daydı. Evlerindeki mobilyalarda, hatta içtikleri çayda bile bunun yansımalarını görebilirdiniz. Henüz çocukken bu ülkeler benim için hem çok tanıdık hem de çok uzak yerlerdi. Ne zaman ki büyüyüp tek başıma seyahat edebilecek yaşa geldim, işte o zaman anlattıkları yerleri görmek için yollara düştüm. 

YORUM YAP

CAPTCHA
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
1 + 6 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Ör: 1+3 için 4 giriniz.