Bir Kitap Okudum ve Kendimi Yollara Vurdum!

Buradasınız

Yaşa 14 Haziran 2016

Bazı romanlar var ki, okuduktan sonra hayatımız değişmiyor belki ama bavulu toplayıp kendimizi yollara vurasımız geliyor! Bunlar, belli bir şehri mekan edinen, o şehri gezip görme isteği uyandıran romanlar... Tabii ilk akla gelenler Goriot Baba’nın Paris’i veya Suç ve Ceza’nın Moskova’sı. Ama biz klasiklere saygıda kusur etmeden, 20. yüzyıl eserlerine bakalım istedik...

Çoluk Çocuk (Patti Smith) – New York

Kaynak

 

Pek çok kişiye göre New York’un en güzel zamanıdır 60’lar ve 70’ler... Patti Smith’in otobiyografik kitabı Çoluk Çocuk (Just Kids), tam da o dönemde New York’u New York yapan sanatçıların günlük hayatını anlatıyor. Ama bunu öyle samimi bir dille yapıyor ki, sanki karşılıklı kahvenizi yudumlarken Patti Smith’ten dinliyorsunuz Chelsea Otel’i, Andy Warhol’u, Velvet Underground’ı, Janis Joplin’i, Bob Dylan’ı... Yavaş yavaş kendinizi bu hippi hayatı içinde buluyorsunuz.

 

Sen Benim Hayatımsın (Ferzan Özpetek) – Roma

“...Eski bir İstanbul sinemasında izlediğim yenigerçekçi siyah beyaz filmlerle Roma’ya aşık olmuştum. Artık kent ayaklarımın altındaydı sanki. Ona yukarıdan bakarken muhteşemliğini, kalıntılarını, ışıklarını, gölgelerini ve büyüsünü görebiliyordum...” Filmleriyle Roma’yla özdeşleşen Ferzan Özpetek, 2015’in sonlarında çıkan kitabı Sen Benim Hayatımsın’la da yine bir Roma güzellemesi yapıyor. Tabii ki ön planda şehrin kıyısında kalmış renkli kahramanlar ve tüm engellere rağmen büyüyen çılgın bir aşk hikayesi var.

 

Kar Kokusu (Ahmet Ümit) – Moskova

 

Sovyetler Birliği’nin henüz dağılmadığı 1986 yılında, Moskova’da eğitim gören TKP’li bir grup devrimci gencin yaşadıklarını anlatan kitap, Ahmet Ümit’in en güzel polisiyelerinden. Kar Kokusu’nda sadece Moskova’nın o dönemdeki şartlarına değil, siyasi atmosferine, bu siyasi atmosfer içinde yaşayan gençlerin psikolojik gerilimlerine, hayallerine ve korkularına da tanık oluyoruz. Bir taraftan da yılın büyük bir kısmı buz gibi soğukların hüküm sürdüğü bu şehre, yaz aylarında gitmenin daha hoş olacağını düşünmeden edemiyoruz...

 

Ejderha Dövmeli Kız (Stieg Larsson) – Stockholm

 

Hazır kuzey ülkelerinden ve polisiyeden gidiyorken, Ejderha Dövmeli Kız’dan bahsetmeden geçmek olmaz. Stockholm’ün soğuk ve karanlık yüzünü arka planına alan kitapta, İsveç’in bizden neredeyse taban tabana zıt insan profillerini ve günlük yaşam alışkanlıklarına da şahit oluyoruz. Sürükleyici polisiye kurgusu da cabası... Çok satanlardan bu zamana kadar kaçanlardansanız, şimdi bu kitabı okumanın zamanı gelmiş demektir.

 

Afrikalı Leo (Amin Maalouf) – Endülüs, Granada

 

İspanya’nın güneyindeki Endülüs bölgesi, tarihte pek çok farklı medeniyetin hüküm sürdüğü, dolayısıyla büyük tarihi zenginliklere sahip şehirlerden oluşuyor. Bunlardan biri de Afrikalı Leo’nun da çocukluğunu geçirdiği Granada. Bölgenin Hıristiyan Kastilyalılar tarafından en son ele geçirilen Müslüman şehri olan Granada’nın 1492’de bu el değiştirme öyküsüyle açılıyor kitap. Elhamra Sarayı’nda yapılan pazarlıkları, göç öykülerini okudukça bir yandan hüzünlenirken diğer yandan bahsi geçen yerleri görme hevesiniz artıyor.

 

Koku (Patrick Süskind) – Paris

 

Kaynak

 

Romantik, aşk dolu bir Paris önermek isterdik ama Patrick Süskind’in betimlediği o karanlık ve keşmekeş 18. yüzyıl Paris’i çok daha ilginç geldi. Üstelik kahramanımız, her şeyin kokusunu alan bir dahi ve istediği kokular üretmek için cinayetler işleyen bir katil! Kitabın sıra dışı hikayesi ilerlerken, siz de şehri farklı kokularıyla gezip tanıyorsunuz.

 

Muz Sesleri (Ece Temelkuran) – Beyrut

 

Ece Temelkuran’ın ilk aşk romanı Muz Sesleri, 2009 yılında çıktığında kısa süre içinde çok satanlar listesine girmişti. Aşkın bir iç savaş olduğunu, bu yüzden romanını Beyrut’ta yazdığını söyleyen yazar, Beyrut’ta savaşta tükenen insanların bombalara rağmen nasıl günlük hayatlarını sürdürdüğünü anlatmış. Muz Sesleri’nin ardından Temelkuran’ın yine Ortadoğu’da geçen 2013 tarihli Düğümlere Üfleyen Kadınları’nı okuyabilirsiniz...

 

Küçük Arı (Chris Cleave) – Nijerya

 

Sizi biraz daha uzaklara götürelim. İbeno Plajı’nda bir Afrikalı kız (Küçük Arı) ile İngiliz çiftin karşılaşmasıyla başlayan romanda, petrol için Nijerya’da yaşanan savaşlar, insanların çektiği eziyetler tüyler ürpertici bir şekilde anlatılıyor. Trajik bir konu, esprili bir üslupla anlatılırken olayın ciddiyeti de vurgulanıyor. Afrika’nın tarihi ve doğasını merak edenlere önerilir...

 

YORUM YAP

CAPTCHA
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
1 + 11 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Ör: 1+3 için 4 giriniz.