Cigna Finan Hemen Bilgi Al

90’larda Ekran Başında Kalmamıza Sebep Olan Diziler

YAŞA09 Temmuz 2017

Hepimizin zaman zaman sohbetlerimiz arasında repliklerine yer verip hatırladığımız ve gülümsediğimiz 90’lar dizilerini hatırlıyor musunuz? En sıcak yuvalara şahit olabildiğimiz, dostlukların bağına hayran kaldığımız o 90’lar dizilerine göz gezdirmeye ne dersiniz?

Bizimkiler

1989-2002 yılları arasında 13 yıl kesintisiz olarak yayınlanan ve Türk televizyonculuk tarihinin en uzun süren dizileri arasında yer alan Bizimkiler, 90'lı yılların en gözde yapımlarının başında geliyor. Bir apartmanda yaşayan ailelerin kendi aralarında ve çevreleriyle yaşadıkları ilişkilerin komik bir dille anlatıldığı dizide, Şükrü'nün ailesi dışında apartman yöneticisi Sabri Bey, kapıcı Cafer, Katil Yavuz, sarhoş Cemil, Cafer'in kayınbabası Halil Pazarlama, muhasebeci Ergun, yengeç Hüseyin, tak tak Sedat, Halis, tahta kafa Raşit unutulmayan karakterlerden yalnızca birkaçı. Şimdi tutuyorum zaptı, buyruuuun!, tak abicim, vatandaşa cart curt yok, benim adım Cemil ise dizinin aklımıza kazınan replikleri.

bizimkiler

İkinci Bahar

1998-2001 yılları arasında yayınlanan ve başrollerinde Türkan Şoray ve Şener Şen gibi ünlü oyuncuların yer aldığı dizi, Gaziantepli kebap üstadı Ali Haydar ile Hanım adlı işe ihtiyacı olan iki çocuklu dul bir kadının hayat mücadelesi anlatıyordu. Her türlü zorluk içinde işte ve aşkta ‘‘İkinci Bahar’’ı yaşamaya başlamalarının hikayesini aktaran dizi Özkan Uğur, Nurgül Yeşilçay ve Ozan Güven gibi isimleri de buluşturmuştu.

ikinci bahar

Süper Baba

1993-1997 yılları arasında yayınlanan ve başrollerinde Şevket Altuğ, Sümer Tilmaç, Jülide Kural, Şevval Sam ve Bennu Yıldırımlar'ın yer aldığı dizi, 90'lı yılların en beğenilen ve en uzun soluklu yapımları arasında yer alıyor. Üç çocuklu boşanmış bir baba olan Fikret Aksu'nun, namı diğer Fiko'nun çocuklarıyla olan ilişkilerini ve çocuklarının aşklarını konu alan dizinin müzikleri de unutulmazlar arasında. Yeni Türkü'nün müziğini yaptığı, Oya Küçümen'in seslendirdiği dizinin jenerik müziği olan “Bana Bir Masal Anlat Baba”, Süper Baba'nın aklımızda bu kadar kalmasına neden olan bir diğer etken.

süper baba

İnce İnce Yasemince

1995'te oyuncu Yasemin Yalçın'ın kendi yapımcılığında Kanal D'de hazırladığı unutulmaz televizyon dizisi, birçok karakteriyle unutulmazlar arasında yer alıyor. Kocası İtilmiş'ten yediği dayaklara rağmen her zaman güler yüzlü, neşeli ve pratik bir gündelikçi olmayı başaran Kakılmış, aksi kaynana Sürahi Hanım, karakolun baş belası Gülazer, zeki, sivri zekalı ve hazır cevap Alican, kadınlara olan zaafı yüzünden başı beladan kurtulmayan Şuayip dizinin unutamadığımız karakterlerinden yalnızca birkaçı.

ince ince yasemince

Tatlı Kaçıklar

Başrollerinde Yalçın Menteş ve Mehmet Ali Erbil'in oynadığı, oyuncu kadrosunda İsmet Ay ve Erol Günaydın gibi iki büyük ustayı da barındıran dizi, 90'lı yıllarda herkesi ekrana kilitleyen yapımlardan.

tatlı kaçıklar

Sıdıka

Atilla Atalay'ın hayali karakteri Sıdıka üzerine çekilmiş ve 1997 yılında yayınlanmaya başlayan dizide, Sıdıka Saka ve İstanbul'un bir kenar mahallesinde yaşayan Sinoplu Saka ailesinin maceraları izleyiciyle buluşmuştu. Okula gönderilmemiş olsa da kendisini eğitebilmiş bir ev kızı olan Sıdıka, aklı az olan abisi, baskıcı babası, Sıdıka'yı bir an önce evlendirmek niyetinde olan annesi 90'lı yılların akla kazınan dizisinin karakterleri arasında yer alıyor. 

sıdıka

Kaygısızlar

Senaryosunu Tükenmezkalem Film Grubu'nun yazdığı dizide Ercan Yazgan, Halit Akçatepe, Ayşen Gruda, Çiçek Dilligil ve Ülkü Duru unutulmaz performanslarıyla halen aklımızda. Ordulu ve çapkın biri olan Memnun Kaygısız ile karısı Sabriye'nin, diğer eşleri Terbiye ve Kafiye ile bu üç eşinden olan 36 çocuğunun hikayesinin anlatıldığı dizi, 90'ların en sevilen yapımları arasında yer alıyordu. 

kaygısızlar

Ferhunde Hanımlar

Başrollerinde Beyhan Saran, Baykal Saran, Güven Hokna, Melek Baykal ve Şahap Sayılgan'ın yer aldığı dizi, ekranların en uzun soluklu yapımlarından biriydi. İlk yıllarında TRT 1'de Ferhunde Hanım ve Kızları adıyla yayınlanmış, İnterstar'a geçmesiyle birlikte Ferhunde Hanımlar adını almıştı. 

ferhunde hanımlar

Mahallenin Muhtarları

Kandemir Konduk'un senaryosunu yazdığı ve 337 bölümle ekranlarda yer alan yapımda Temel'in muhtar beyin kızı Fadime'nin peşinden koşturması, zaman zaman kafasına terlik, süpürge, çiçek fırlatılması ve yaşanan onlarca komik diyalog, diziyi unutulmazlar arasında kılıyor.

mahallenin muhtarları

Bir Demet Tiyatro

İlk kez 1995 yılbaşı gecesi "MTV-Meclis TV" adıyla yayınlanan ve büyük beğeni kazanan oyun, "Bir Demet Tiyatro" adlı müdavimlik yaratan dizinin 2002 yılına kadar süren keyifli ve hızlı yolculuğunu başlatmış oldu. Her yaştan ve kesimden milyonlarca insanı ekran başına toplayan "Bir Demet Tiyatro", Çıtır Ailesi ve çevresindekilerin başından geçen hayata dair komik olayları konu aldığı bölümleriyle uzun yıllar ekranlarda kalmayı başardı. Mükremin Çıtır, Lütfiye Çıtır, Feriştah, Mücver, Tirbuşon, Eyvah Necdet, Tülay Abi, Laz Bakkal, Tombalak dizinin unutamadığımız karakterlerinden yalnızca birkaçı.

bir demet tiyatro

YORUM YAP

CAPTCHA
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
YAŞA 25 Eylül 2017

İnsan kaç yaşında hangi meslek grubundan ve hangi cinsiyetten olursa olsun başarılı olmayı ister. Küçük bir çocuğu ele alın; legoları birleştirip kale yapmaya çalışıyor. Başarısız olup kale yıkıldığında tekrar deniyor, tekrar deniyor. Birkaç başarısız denemeden sonra başarıya ulaştığında gözlerindeki mutluluğu ve gururu farketmemek mümkün değil; birkaç saniye sonra tekrar yıkılacak olsa bile. Başarısız olduğunda ise genelde kızar, üzülür ve kendisine güvenini kaybedip legoları fırlatıp köşesine çekilebilir. Çünkü başarısız olmuştur. Yapmaya çalıştığımız şey ister üzümlü kek olsun, ister bilimsel bir proje, başarısız olmayı kolaylıkla kabullenen ve ziyanı yok diyen insan sayısı çok azdır. Başarılı olmak tatmin olmaktan çok daha fazlasıdır. Başarılı olmak para kazanmaktır, çevre edinmektir, saygı görmektir. Ve başarılı olmak her şeyden önce mutlu olmaktır ya da en azından öyle hissetmektir. 

Peki başarılı olmak için ne gerekiyor? Mükemmel genler, yüksek bir IQ ya da iyi ödeme almış bir yaşam koçu mu? Aslında soruya başarı nedir diye başlasak daha doğru olur. Örneğin iyi bir işe sahip olup istediği zaman bir tıkla uçak bileti alıp Karayip Adalarına seyahat edebilecek bir kişi başarılı olmuş mudur? Hayattan beklentisi buysa eğer başka ne söylenebilir ki... Peki insan kendisini aşırı yıpratmadan, tonlarca ağırlığın altında ezilmeden ve 7/24 çalışmak zorunda kalmadan başarılı olabilecek donanıma sahip değil midir? 


Muazzam kapasiteyle ve binlerce farklı yeteneklerle donatılmış eşsiz varlık olan insan hayatta başarılı olmak ve keyif almak için yaratılmış adeta. Hiçbir insan var mıdır ki bütün duyuları doğuştan eksik olsun. Bir kivinin tadını, bir gülün kokusunu alamasın; rüzgarı teninde hissedemesin, konuşamasın ve bir kuşun cıvıltısını duyamasın. Aynı zamanda yürüyemesin ve konuşulanları anlayamasın. Bütün bu eksiklikler ve daha fazlasının bir insanda toplandığına tanık oldunuz mu? Zaman zaman dil öğrenme yeteneğimizin olmadığından, gitar çalamamaktan veya güzel yemek yapamamaktan şikayetçi oluruz. Bunların saydıklarım içinde son derece önemsiz yetersizlikler olduğu aşikardır. İnsan eksikliklerini bilirse başka alanlara yönelip başarılı olabileceği meslekleri seçebilir. Yani eksiklikler bile insanın hayatını yönlendirmesinde tabela görevi görebilir. Kısaca bize bir yol ayrımında sağdan mı yoksa soldan mı gideceğimizi bir göz kırpışıyla anlatabilir. Kendimizi tanımamızı sağlayabilir.

Hayatta başarıya erişmek o kadar da zor değilken neden bir çoğumuz kendimizi yolda uzun molalar vermiş, sorunlarla uğraşmaktan bitap düşmüş ve sonuçta hedeflerimize ulaşamamış halde bulabiliyoruz . Belki de bunun için uğraşıyoruz da ondandır. Başarısız olmak için gereken yolları teker teker deneyip -eğer bütün bunlar bizde hala önemli bir tahribata yol açmadılarsa- Edison misali 99 yanlış yöntemden sonra 100. denemede başarıya ulaşabilir miyiz acaba? Bu biraz abartı olmadı mı? O kadar da yanlış yapar mıyız ki?
Hayatta başarısız olmanın altın kuralları nelerdir peki?

1. Kendinden Bihaber Olmak

Yeteneklerini farketmemek için yoğun bir çaba sarfederek kendisini gündüz kadın programlarına verenler, günde birkaç saatini yeme içmeye harcayıp, geri kalanını bilgisayar oyunları oynayarak geçirenler, hobilerini kitap okumak ve müzik dinlemek olarak ifade edenler başarısız olmanın birinci altın kuralını harfi harfine uygulamaktan geri kalmayanlardır. Birçok ailenin bu konuda çocuklarına ne kadar yardımcı olduğu da aşikardır. Bir ailenin 3 çocuğunun 3’ünden de matematik dersinden iyi bir performans beklemesi ve evlatlarının ille de doktor ya da mühendis olmalarını umması çocukların zihninde küçük yaşlardan itibaren belirli mesleklerle uğraşmanın hayatta başarılı olmak için yeterli olduğu algısı uyandırmaz mı? Başarılı olmak doktor olmak mıdır? Ya çocuğunuzun büyük bir çizim yeteneği varsa ve ileride bir botanikçi olup bitki çizimleri yapabilecekse? Çocuklarınızın yeteneklerini fark etmek için onlara nelerden hoşlanırsın diye sormanız bazen doğru sonuç vermeyebilir. Böyle bir soru karşısında erkek çocuklarının büyük bir kısmından futbol, kız çocuklarından ise resim veya müzik cevabı almanız çok doğal olurdu. Zaten kendini tanıma meselesi de bu kadar kolay olsaydı başarısızlığın birinci altın kuralı olamazdı. Kendini tanımak pop müzik dinlemekten veya basketbol oynayabildiğini keşfetmekten daha fazlasıdır. Bu yazıyı okuyanların “ama ailem benim yeteneklerimi hiç fark etmedi” dediklerini duyar gibiyim. Bu da ikinci altın kuralı bize gümüş tepside sunuyor: Başkalarını suçlamak.

2.Başkalarını Suçlamak

İyi bir eğitim alamadım ki, sermayem olmadı ki veya bana hiç fırsat verilmedi ki diyenler burada mı? Siz de en az birinci altın kuralı uygulayanlar kadar doğru yolda ilerliyorsunuz. Başkalarını suçlayıp yaptıklarından ve kendisinin yol açtığı durumlardan sıyrılmak en kolay kaçış yoludur. Bunu ben yapmadım ailemin yüzünden, patronum yüzünden, eşim yüzünden… Bu cümlelerden en az birini hayatı boyunca kurmamış olan yoktur. Başkalarını suçlamak en kolay kaçış yoludur. Peki hayatımız tamamen bizim kontrolümüzde midir? Kesinlikle değildir. Zaten bütün bir yazı boyunca söylediğim de buydu. Her şeyi biz kontrol edemeyiz tabii ki. Yaşadığımız yeri biz seçmedik ki... Ama insan küçük bir kasabada doğmuş bile olsa hayatında tek bir dönüm noktasında bile o kasabadan çıkmış olsa bütün bir hayatını değiştirmiş olur. Ve hayatının geri kalanını ailesini ve yaşadığı şehri suçlayarak geçirmek yerine “bu benim kararımdı, Allah yardım etti ve işte şimdi bulunduğum yerdeyim” diyebilir. Hayatta bazen risk almak gerekir.
Hayatımızda bizi başarıya ulaştıracak tabelalar var, uyarılar var demiştim. Farklı farklı yollar var. Bu yollar çoğu zaman iç içe geçmiş durumdadır. Yani çok da bariz bir şekilde doğru yol “ben buradayım, ben buradayım“ demiyor. Doğru karar flaş çakıp bize doğru gelmiyor. Çoğu zaman iki değil, belki bin tane seçenek vardır hayatta.

3. Kendini suçlamak ve suçluluk duymak

Gözlemlerime dayanarak insanları ikiye ayırıyorum: Başkalarını suçlayanlar ve kendilerini suçlayanlar. Genelde başkalarını suçlayanlar işin kolayına kaçan taraf olup, kendilerini suçlayanlara göre toplumda daha az kabül görürler. Hatta kendilerini suçlayanlar alkışlanırlar çoğu zaman. Fakat bu bazı zamanlar çok tehlikeli olabilir. Bir insandan bir kazık yediğinizde kendinizi suçlamayın. Kendinizi aşağıya çekmeyin. Kötü bir hareketle karşılaştığınızda, eğer “bu benim hatamdı” derseniz, o insan o harekete devam edecek ve üzerinize daha fazla gelecektir. Bu durumda siz iyi insan olmazsınız, ancak ve ancak saf insan olursunuz. Bunu unutmayın ve nerede dur diyeceğinize iyi karar verin. Suçluluk duygusu bazen gereklidir ama aşırısı insanın hareket kabiliyetine engel olur. Her insan hata yapar. Başkalarının hatalarını küçük görüp kendi hatalarınızı göklere çıkarırsanız zaten o andan sonra sağlıklı kararlar alıp hayatınıza devam edemezsiniz. 

Bir yolculuk sonuçta hayat. Bazen iner bazen çıkarız. Herkes gibi biz de hata yaparız. Bazen çevremize çok yükleniriz. Bazen de en çok kendimizi suçlarız, hak etmesek de. Ama bazı fırsatları kaçırsak da toparlanmak ve yolu birazcık uzatıp hedeflerimize ulaşmak bizim elimizde. Hayatta başarısız olmak bir sanattır. Fazla sanatçı ruhlu olmasak da olur.